Haziran ayı sonlarında tanıttığımız Sunumax‘ten sonra çerçevesiz video teknolojisi hakkında Türkiye’de bir çok kişinin çalışmalar yaptığını duyuyordum. Fakat ürününü olgunlaştıran ilk şirket e:d Production oldu.

iVideo” markasıyla ürünlerini toplayan ekip TV, reklam kökenli. Çalışmalarında sundukları farklılıklar ve profesyonel süslemelerle bu alanda pazarı hareketlendirecekleri kesin.

Ürünlerini şu an için 4 farklı başlıkta toplamışlar.

Online Temsilci” bugüne kadar bir çok sitede karşılaştığımız Sunumax tarzında.

iVideo Banner” ile bir siteyi su bastırabiliyor, oyuncuları ile yazılı içeriği silebiliyor ya da menü butonlarıyla oynayabiliyor. Yani mevcut tasarım ile video içeriği buluşturuyorlar.

Tanıtım iVideo” ile affiliate çalışmalarda ya da offline sunumlarda çözüm üretiyorlar.

PR iVideo“larla da lansman, e-bülten ve bildiri tarzı yazılı açıklamaları video içeriğe dönüşterek çözüm üretiyorlar.

Şirket, Webrazzi için de bir demo hazırlamış, bu çalışmayı da buradan izleyebilirsiniz. Ayrıca güzel düşünülmüş bir diğer araç da kendi web siteniz için yapabileceğiniz ücretsiz demo servisi, bu sayede servisi doğrudan deneme şansını da bulabilirsiniz.

EkleBunu Sosyal Paylam Butonu

Uzmantv.com, itiraf.com, istanbul.net, ankara.net, izmir.net sitelerinin kurucusu Ersan Özer bugün Acıbadem civarlarında 5 YTL parasını kaybetmiş. Kaybolan paranın seri numarası B41 008921. Parayı bulan kişi eğer parayı PK. 78 Suadiye 34741 İstanbul adresine gönderirse Ersan Özer kendisine PlayStation 3 hediye edecekmiş.

5 YTL için ortalama 900 YTL’lik hediye verilir mi derseniz haklısınız. Hatta bu hediye için bir de web sitesi açmış Ersan Özer. ParamKayboldu.com!

Görünen o ki Ersan Özer para kaybetme işini alışkanlık haline getirip zengin gönlüyle hergün parasını bulana farklı bir hediye veriyor olacak. Bu işi de ortağı olduğu şirketi Magnet‘in yeni girişimi olan ParamKayboldu.com üzerinden yapıyor olacak.

Buraya yazdığımız hiçbirşey şaka değildi aslında.

ParamKayboldu.com bugün hayata geçirildi ve sistemin mantığı şu. Hergün 5 YTL kaybediliyor ve bulana verilmek üzere bir ödül belirleniyor. Kaybolan paranın seri numarası sitede yayınlanıyor ve parayı bulup verilen adrese posta ile gönderen kişiye ödül veriliyor.

Hergün yeni bir 5 YTL ve yeni bir seri numarası, yeni bir ödül ile eşleştirilerek sitede yayınlanıyor olacak. 1 yıl içinde sitede yayınlanmış herhangi bir 5 YTL’yi bulursanız hediyenizi alabiliyorsunuz.

Yani, şöyle bir tablodan bahsediyoruz. Ersan Özer 1 yıl boyunca toplam 1.825 YTL kaybedecek, ve bunun karşılığında 365 farklı hediyeyi ödül olarak verecek.

ParamKayboldu.com şu an için gelir modeli olan bir girişim değil. Zaman içinde ödül sponsoru olan firmalar için bir platform yaratacak olan girişim, aynı zamanda Magnet siteleri için de önemli bir kanal yaratmış olacak.

Servisten haberdar olduğumda Ersan’a ilk sorduğum fikrin kime ait olduğu yönündeydi. Fikir tamamen Ersan Özer’e aitmiş ve aynı modelde çalışan başka bir servisi bugüne kadar görmemiş. Viral etkisi gerçekten yüksek olacağını düşündüğüm ParamKayboldu.com’un özellikle pazarlama boyutunda değer yaratacağını düşünüyorum. Önümüzdeki günlerde bilimum yazılı basında bu servisi görürsek de şaşırmayalım derim.

Son bir dipnot. “Paramı kaybettim getirene ödül vereceğim” modelinde kurgulanan yapılarda Milli Piyango’dan izin almak gerekmiyormuş. Yani benzer uygulamalar için çekiliş yapılmadığı için izin prosedürüyle uğraşmanız gerekmeyecektir

Ersan Özer’i eğlenceli ve kazançlı yeni girişimi için tebrik ediyorum ve içtenlikle seri numaralarını takip edeceğimi bildirmek istiyorum. ;)

EkleBunu Sosyal Paylam Butonu

Salı günü ABD’de seçim günü. Yaklaşık 2 yıllık bir kampanya sürecinin sonunda ABD yeni başkanını Salı günü seçiyor. Çok büyük bir sürpriz olmazsa, Demokrat parti adayı 47 yaşındaki Illinois Senatörü Barack Obama, Amerika Birleşik Devletleri’nin ilk Afro-Amerikan başkanı olacak. Obama, kampanya sürecinde web üzerinden kampanyasını örgütledi, mesajının ve görüşlerinin geniş kitlelere ulaşmasını sağladı ve çok ciddi miktarlarda bağış topladı.

Hatta Twitter, MySpace, Facebook gibi sosyal ağ siteleri üzerinden geniş kitlelerin politikaya katılımını sağladı ve kendisine çoğunluğu gençlerden kurulu bir gönüllüler ordusu yarattı. Ama belki de en önemlisi, Obama ve ekibi her yaptıklarını Twitter üzerinden paylaşarak, Facebook ve MySpace sayfalarında kullanıcılarla tartışmalara girerek, onların sorularını yanıtlayarak, YouTube üzerinden tüm kampanya videolarını yayınlarak ve diğer Web 2.0 servislerini etkin bir şekilde kullanarak şeffaf ve katılımcı bir politik hareket yaratmayı başardılar.

Genel olarak bakıldığında Web 2.0 teknolojileri ve sosyal ağlar, 2008 başkanlık seçimlerinin gerçek anlamda bir internet ve sosyal medya seçimine donüşmesini sağladı. Web 2.0 servislerinin etkin kullanımının bir sonucu olarak bu seçim belki de ABD tarihinin katılım oranı en yüksek seçimi olacak. PEW İnternet‘in yayınladığı rapor sosyal medyanın ve Web 2.0′nin seçimlerdeki önemini ortaya koyuyor. Bu rakamlara göre Amerika halkının %46’sı seçimleri İnternet aracılığı ile takip ediyor. Özellikle iki noktada önemli rakamlar görmekteyiz. Bunlardan ilki internet üzerinden izlenen video oranları. PEW rakamalarına göre Amerikalıların %35′i YouTube ve benzeri platformlardan seçim ile ilgili videolar izliyor ve kampanyaların YouTube kanallarını takip ediyor.

Bir diğer önemli rakam ise sosyal ağların kullanım oranı. Amerika halkının %10′nu MySpace ve Facebook gibi sitelerden seçimle ilgili bilgiler alıyor ve kendi görüşlerini bu platformlarda diğerleriyle paylaşıyor. Amerika’da 30 yaş altındaki internet kullanıcılarının üçte ikisi bir sosyal ağ üyesi ve bu grubun yarısı bu sitelerden kampanyalar hakkında bilgileri takip ederek kendi politik görüşlerini ve düşüncelerini başkalarıyla tartışıyor. Bütün bunların yanında belki de partiler için en önemlisi Amerikalıların %6’sının İnternet üzerinden destekledikleri adaylara bağış yapmış olmaları.

Önümüzdeki dönemde sosyal medyanın politika üzerindeki etkisinin çok daha artacağını düşünüyorum. Umarım ülkemiz de bundan payına düşeni alır.

EkleBunu Sosyal Paylam Butonu

Sizde olabilir, kullanabilirsiniz, ama günümüz fenomenlerini kullanmayan milyonlarca insan var. Yoğun olarak dünyanın öbür tarafında bir adada yaşıyorlar ve hepsinin gözleri çekik… Evet Japonya’ya Facebook, MySpace ve iPhone fenomeni pek de uğramadı. Nasıl olur da bu 3 fenomen Japonya’da tutmadı? Kuru fasülye Mozambik’te neden tutmadı gibi bir soruya benzese de günümüzün çığır açan sosyal ağlarından Facebook, MySpace ve devrim yaratan iPhone, Japonya’da hiç de popüler değil.

Bunun sebebi Japonya’nın internet dünyasında geriden gelmesi değil, nitekim internet kullanımında dünyanın önde gelen ülkelerinden biri. Zaten fazlasıyla yaygın olan internet sektörünün boyutlarını 2007 yılındaki 5.6 milyar dolarlık online reklam pastası açıkça belli ediyor. Peki Japonlar ne yapıyor? İsterseniz Facebook ve MypSpace’ten yani sosyal ağlardan başlayalım. Birbirlerini “poke”lamak ya da resimlerini “tag”lemek onlara göre değil diyorsanız haklısınız. Japonya’da poke’lamanın yasak olduğu Mixi isimli sosyal ağ fenomeni almış başını gidiyor. Mixi en popular 6’ıncı siteyken, Myspace 95’inci sırada Facebook’un ise adı ilk 100’de anılmıyor.

Bu durumun bir kaç sebebi var. Facebook tam bir Amerikan kültürü örneğini yansıtırken kendine ait kapalı bir kültürü olan Japonya bu örneği kendisine yakın bulamadı. Örnek olarak Mixi’de poke’lamak yok, hatta Mixi’de amaç yeni arkadaş edinmek de değil. Sadece iletişim kurmak. Facebook kurucusu Mark Zuckerberg Tokyo’da Facebook ile ilgili yaptığı bir açıklamada, Facebook’un tutmasının önemli sebeplerinden birinin gerçek isim ve gerçek fotoğrafların kullanılması olduğunu belirtmişti ve gerçek şu ki, bu durum Japon kültürüne tam bir zıtlık oluşturuyor. Mixi’de gerçek isim yok, takma isimler var ve insanlar gerçek yüzlerini ve gerçek resimlerini koymuyorlar. Ayrıca Mixi davetiye usulü ile kullanıcı kabul ediyor.

Bir başka sebep ise “dil”. Facebook’un Japonca’yı dil seçenekleri arasında sunması 4 yıldan fazla sürerken bu süre zarfında Mixi zaten 1 milyondan fazla kullanıcı edinmişti.

Sebeplerin bir tanesi ise “güven”. Japonların Japon olmayan bir markaya güvendiği pek söylenemez. Bu güveni sağlayan ve Japon olmayan siteler Wikipedia, Google, YouTube Twitter ve Amazon olarak sayılabilir ve bunların hiçbiri de bir sosyal ağ değil.

Gelelim iPhone’a. Ülkemize geldi gelmedi, tuttu tutmadı, akşamdan mağazaların önünde kuyruklar oluştu, aylık tarifesi 5 YTL oldu 10 YTL oldu, Berkecan ne yaptı, o kızdan ayrıldı, mokaçino frapuçino derken, iPhone’un hem ülkemizde hem de dünyada bir çığır açtığı gerçek. 3G’nin bile henüz olmadığı ülkemizde bas bas 3G bir telefon satılması apayrı bir “sosyal analiz” gerektirirken, nasıl olur da sevgilli Japon dostlarımız, gelişmiş 3G, 3G+ hatta yakında çıkacak olan 4G ile internette uçarlarken iPhone’a tenezzül etmezler?

Bunun sebepleri çeşitli olabilir. Öncelikle başka gelişmiş cihazların olduğu gerçek ama bu sebeplerin arasında bir tanesi var ki, cevabı duyunca şaşırabilirsiniz: Isırılmış elma sembolü (Apple Logosu) Japonya’da 7 yıl lanet, kötü şans, ölüm, yılan, şeytan anlamına geliyor. Şaka şaka…! Ama gerçek sebep belki bu şakadan bile daha vahim: iPhone’da (henüz) Emoji denilen bir çeşit japon smiley çeşidinin olmaması! Japonlar birbirlerine eposta gönderirken bu karakterlerden kullanıyorlar ve bunlardan kullanılmadığı zaman alınıyorlar ve hakaret olarak algılıyorlar. İşte bu yüzden iPhone da 2.2 sürümünde Emoji desteği sağlayacağını duyurdu.

Kısacası gerçekten de pazarlama ve satış zor işler! Özellikle global pazarlarda farklı kültürlere ulaşmaya çalışıyorsanız…

Görsel Kaynağı: http://flickr.com/photos/inju/187473047/sizes/o/

EkleBunu Sosyal Paylam Butonu

Davetiyeli üyelik sistemi ile dahil olunabilen ve üyelerinin önemli markaların ürünlerini düşük fiyata alabildikleri Markafoni son günlerde keyifli zamanlar geçiyor diye tahmin ediyorum.

Özellikle son birkaç gündür hem farklı mecralarda insanların Markafoni hakkında konuştuklarını duyuyor hem de olur olmaz Markafoni davetiye e-postaları alıyordum. Benim aldığım e-postalar çok önemli değil ama tahmin etmeyeceğim ortamlarda Markafoni‘nin adını duydukça ister istemez bu kadar çabuk nasıl yayıldı diye merak ediyordum.

Konunun özünü bugün öğrendim.

Markafoni‘nin bir süre önce başlattığı bir kampanya varmış (malesef haberim yoktu). Bu kampanya kapsamında arkadaşını davet eden her üye, arkadaşının yapacağı ilk alışverişten sonra 10 YTL hediye çeki kazanıyormuş.

Markafoni kullanıcı kitlesini ucuza kaliteli ürün almak isteyen, yani fırsatları değerlendiren bir grup olarak düşünürsek, bu 10 YTL kampanyasının ne kadar ilgi göreceğini hatta gördüğünü tahmin etmek mümkün.

Konunun detayını öğrenmek için Markafoni yetkilileri ile görüştüğümde kampanyadan sonra günlük 4000‘e yakın yeni üye kaydının gerçekleştiği bilgisini aldım.

Kampanyanın hem finansal değerlendirmesini yapıp hem de uygulama şekline bakarsanız normalde yeni üye başına 10 YTL ödenen bir reklam kampanyasından çok daha verimli bir model olduğunu görebilirsiniz.

Kısacası hem kampanyayı beğendim, hem de Markafoni‘nin gidişatına memnun oldum.

Malum, son zamanlarda Türkiye’de hem fazla sayıda kaliteli yeni girişim duymuyor hem de duyduğumuz yeni girişimlerin gelişim sürecinde iyi haberlerini paylaşamıyorduk. Sanırım bu haberi şeytanın bacağını kırmak olarak değerlendirip kendi kendimize ve sektörümüze uğur yapabiliriz.

EkleBunu Sosyal Paylam Butonu
Crenvo

© 2006-2008 Arda Kutsal
50 queries. 0.611 seconds.