Dün Marjinal Portel Novelli‘nin keyifli organizasyon başarısı ile web alanında kendini dünyaya ispatlamış bir CEO’nun konuşmacı olduğu bir seminer düzenlendi. Xing’den Lars Hinrichs’e, Sabine Brockmeier’e ve Marjinal’den Umut Ersoy’a teşekkür ediyorum.

Lars Hinrichs sunumunda Xing ve sektör hakkında detaylı bilgiler verdi, ben de bir kaç cümle ile ondan bilgiler aktararak başlıyorum:

“22 yaşındayken ilk şirketini kuran ve çeşitli medya firmalarına verdiği danışmanlık hizmetlerinin ardından beş yıl önce hayata geçirdiği XING firmasının 32 yaşındaki kurucu ve CEO’su; Web 2.0 alanında yaptığı yatırımlarla internet sektörüne dinamizm getiren bir girişimcİ; borsaya kote edilen (IPO yapan) “ilk” Web 2.0 şirketi ve Avrupa’nın en büyük iş ağı olan XING’in yaratıcısı; Mart 2008’de Dünya Ekonomik Forumu tarafından “Genç Global Lider” ünvanı verilen bir lider… ve başarı dolu bir hayat…”

Sunum notlarımı paylaşarak, katılamayanlara bu değerli bilgileri aktarmak istiyorum.

Xing kilometre taşları: 2003′te Hamburg’da kuruldu, ilk yurt dışı ofisi 2005′te Çin’de, Ocak 2006′da 1 Milyon üye, borsaya kote(IPO yapan) ilk web 2.0 şirketi (2006), Barcelona ofisi (Mart 2008′de), Türkiye pazarına giriş, Cember.net satın alması devamında (2008 başı)

Kullanıcı yapısı: %15 CEO; %17 Yönetici çalışan; %29 ara yönetici; %11 Standart çalışan; %3 Uzman; %12 Freelancer; %7 Öğrenci ve %6 Diğer

Kullanıcı modeli: 34 yaşında; 2, 3 kariyer dönemi geçirmiş; Finans, BT, yüksek teknoloji ve medyada çalışan proje müdürleri; evli ve çocuklu aile planı olan, şehirli insanlar; 4500 Euro civarında geliri olan; Başarı, kariyer, hatırlanma ve saygı bulmak isteyen

Üye/Gelir: An itibarı ile 6.5 milyon kayıtlı üye, 12 milyon günlük profil/aktivite/güncelleme sayısı, 500 bin premium üye. 2008 Yılı gelirleri, ilk çeyrekte 7,5; 2Ç 8,4; 3Ç 9,2 milyon Euro; istikrar korunursa yıl hedefi 32,5 milyon Euro; Gelirin 4/5′i premium üyelikten; geri kalan kısmı reklam/pazarlama aktivitelerinden

Türkiye’nin Xing için önemi: En stratejik pazarlardan birisi, Avrupa Asya pazarı arasında dijital köprü, 70 Milyon Nüfus, 6-8 Milyon potansiyel sosyal ağ kullanıcısı, İstanbul, dünya şehirleri arasında penetrasyon olarak 200.000 üye ile üst sıralarda

Teknoloji: OpenID, OpenSocial/Facebook connect, Yeni kullanıcı içeriği filtreleri, yerel mobil operatör bağlantıları, mobil ağlara doğru kayma

Bu verilerin öneminin yanında, şirketin iç ve dış yapısı arasındaki saydamlığın da ne kadar değerli olduğu gözler önünde. IPO yapmadan önce de bu rakamları aynı istikrarda koruması, hiç bir manipülasyona ihtiyaç duymaması, kurucusundan tüm ekibe korudukları saygın duruş, vb.. bir sürü tamamlayıcı özelliği barındırması ile Xing ve Lars örnek alınması gereken idoller.

İlerleyen dönemlerde başta Türkiye Ülke Müdürü Hakan Gönenli olmak üzere Xing Türkiye ekibinin çalışmalarıyla, Xing Türkiye pazarında konumunu korumaya ve çizgisini tutturmaya çalışacaktır. Çözebildiğim kadarıyla Lars korkulacak kadar zeki ve istediğini uygulatacak kadar profesyonel bir kariyere sahip. Sanırım geriye sadece başarısını yazmak ve tebrik etmek kalıyor.

Lars sunumu Webrazzi ile paylaşırken, “sunum sadece seminere katılanlar içindi” diye ekledi; ben de anlayışla sadece notlarımı aktardım. Ama dağıtılan, sadece yeni üyeler için olan 1 aylık premium paket linkini kişiye özel yapmadıkları için paylaşmakta sakınca görmüyorum, premium kit adresinden yeni kayıt yapabilir ve Xing’i tüm özellikleri ile deneyebilirsiniz.

EkleBunu Sosyal Paylam Butonu

Salı günü ABD’de seçim günü. Yaklaşık 2 yıllık bir kampanya sürecinin sonunda ABD yeni başkanını Salı günü seçiyor. Çok büyük bir sürpriz olmazsa, Demokrat parti adayı 47 yaşındaki Illinois Senatörü Barack Obama, Amerika Birleşik Devletleri’nin ilk Afro-Amerikan başkanı olacak. Obama, kampanya sürecinde web üzerinden kampanyasını örgütledi, mesajının ve görüşlerinin geniş kitlelere ulaşmasını sağladı ve çok ciddi miktarlarda bağış topladı.

Hatta Twitter, MySpace, Facebook gibi sosyal ağ siteleri üzerinden geniş kitlelerin politikaya katılımını sağladı ve kendisine çoğunluğu gençlerden kurulu bir gönüllüler ordusu yarattı. Ama belki de en önemlisi, Obama ve ekibi her yaptıklarını Twitter üzerinden paylaşarak, Facebook ve MySpace sayfalarında kullanıcılarla tartışmalara girerek, onların sorularını yanıtlayarak, YouTube üzerinden tüm kampanya videolarını yayınlarak ve diğer Web 2.0 servislerini etkin bir şekilde kullanarak şeffaf ve katılımcı bir politik hareket yaratmayı başardılar.

Genel olarak bakıldığında Web 2.0 teknolojileri ve sosyal ağlar, 2008 başkanlık seçimlerinin gerçek anlamda bir internet ve sosyal medya seçimine donüşmesini sağladı. Web 2.0 servislerinin etkin kullanımının bir sonucu olarak bu seçim belki de ABD tarihinin katılım oranı en yüksek seçimi olacak. PEW İnternet‘in yayınladığı rapor sosyal medyanın ve Web 2.0′nin seçimlerdeki önemini ortaya koyuyor. Bu rakamlara göre Amerika halkının %46’sı seçimleri İnternet aracılığı ile takip ediyor. Özellikle iki noktada önemli rakamlar görmekteyiz. Bunlardan ilki internet üzerinden izlenen video oranları. PEW rakamalarına göre Amerikalıların %35′i YouTube ve benzeri platformlardan seçim ile ilgili videolar izliyor ve kampanyaların YouTube kanallarını takip ediyor.

Bir diğer önemli rakam ise sosyal ağların kullanım oranı. Amerika halkının %10′nu MySpace ve Facebook gibi sitelerden seçimle ilgili bilgiler alıyor ve kendi görüşlerini bu platformlarda diğerleriyle paylaşıyor. Amerika’da 30 yaş altındaki internet kullanıcılarının üçte ikisi bir sosyal ağ üyesi ve bu grubun yarısı bu sitelerden kampanyalar hakkında bilgileri takip ederek kendi politik görüşlerini ve düşüncelerini başkalarıyla tartışıyor. Bütün bunların yanında belki de partiler için en önemlisi Amerikalıların %6’sının İnternet üzerinden destekledikleri adaylara bağış yapmış olmaları.

Önümüzdeki dönemde sosyal medyanın politika üzerindeki etkisinin çok daha artacağını düşünüyorum. Umarım ülkemiz de bundan payına düşeni alır.

EkleBunu Sosyal Paylam Butonu

Sessiz ve derinden reklam sloganını hatırlarsınız. SkyFire da o kadar sessiz çıktı ki iki sarsıp tokatlayıp “kendine gel!” diye bağırasım geldi.

Ben bir iPhone kullanıcısıyım ve kendimi bildim bileli aldığım telefonları alma kararımı tarayıcı (browser) kapasitelerine göre veririm. iPhone şu ana kadar gördüğüm en iyi tarayıcıya sahipti ve gerçekten de ilk gördüğümde şaşırmıştım. Nitekim iPhone çıtayı yükseltti. Daha dün çıkan haberlerde Opera’nın iPhone için yaptığı sürümü Apple’ın reddettiği yazıyordu ve kimi yorumlar SDK’da açıkça kendi javascriptini çalıştıran bir yazılımı Apple’ın kabul etmeyeceğini önceden duyurduğu için Apple’ı haklı bulurken kimileri de Opera’nın iPhone gibi gelişmiş bir cihazda yapmış olduğu tarayıcıyı merak etmekten kendini alamadı. Ben de dahil…

İşte tam bu sessizlik içerisinde SkyFire adlı browser Windows Mobile ve Symbian platformları için tasarlamış olduğu sürümünü duyurdu. Symbian’da Nokia N ve E serilerinin bazılarında çalışan bu yazılım ne daha önce denemiş olduğum Opera Mini ne de diğerlerine benziyor. Yazıya başladığımdan beri şu cümle için hazırlanıyordum daha fazla tutamayacağım:

Youtube’u, bilgisayarınızda gördüğünüz gibi açıyor!

Evet şaka değil yani bu mini browser sizin küçücük ekonomik Nokia telefonunuza Flash desteği getiriyor. Bankaların internet şubesi mi dersiniz, flash bannerlar mı dersiniz hepsi var. Hatta Nokia telefonunuzda Linux çalıştırıp Ubuntu ve Windows Server 2003 aynı anda kurup üstüne network’ten Doom oynayabiliyorsunuz. Sonuncusu şakaydı kaptırmışken yazayım dedim.

Özellikle Youtube şaşırtıcı bir şekilde sesli ve çok hızlı bir şekilde açılıyor ve ciddi bir şekilde müzik dinliyorsunuz. Ne kadar data yediğine bakmadım, bakamadım. Ama önemli değil çünkü bu iPhone’un aşmış Safari’sinin bile yapamadığı bir devrim.

Gecko engine (Firefox’un sayfaları render etme teknolojisi) bazlı bu tarayıcı, bütün data’yı server’da render ettikten sonra telefon ekranına indiriyor. (Youtube’un “yassak hemşerim” yazısına takılmamamın sebebi de bu). Tabi bu özellik sayesinde ne işlemci sorunu kalıyor ne full AJAX sorunu ne de Flash ne de JavaScript.

Daha fazla uzatmadan denemeniz için link‘i veriyorum. Kayıt olduktan sonra keyfini çıkarabilirsiniz.

EkleBunu Sosyal Paylam Butonu

Micro-blogging servisi Twitter uzun zamandır doğru gelir modeli oluşturamadığı için eleştirilen servislerin başında geliyor. Servis kendi gelir modelini kuramamış olmasına rağmen, üçüncü parti uygulamalar Twitter API’ını kullanarak yeni reklam servisleri geliştirmeye başladılar bile.

Bu tarz servisler arasında bugüne kadar öne çıkanlardan bir tanesi olan Twittad, kullanıcıların profil sayfalarının arka fonuna reklam yerleştiren bir servis. Servisi kullanmak için Twittad’e Twitter kullanıcı adınızla başvuruyorsunuz ve reklam verenler kampayalarına sizin profilinizi uygun bulurlarsa, arka fonunuza yerleştirmeniz için reklamları size gönderiyorlar. Siz de reklamı gösterdiğiniz gün sayısına göre ücretlendiriliyorsunuz. Fakat birçok kullanıcı takip ettiği kullanıcıların profil sayfalarına bakmadığı için profil sayfalarının fonuna reklam yerleştirmek çok da etkin bir reklam gösterme yöntemi değil.

Magpie, Twitter da daha etkin bir reklam yöntemi yaratmak isteyen yeni bir servis. Fikir çok basit. Servise Twitter hesabınıza ulaşma izni veriyorsunuz ve onlar reklamlarını sizin adınızla, tweetlerinizin arasında, sizin ağzınızdan çıkmış gibi yayınlıyorlar. Fakat yayınlanan her reklam #magpie ile başlıyor ve bu sayede sizi takip edenler hangi tweetlerin reklam olduğunu anlıyor. Bu linke kullanıcı adınızı girerseniz Magpie’den tahmini olarak ne kadar para kazanabileceğinizi görebilirsiniz. Servisin bana önerdiği rakam aylık 114.98 Euro. Twitter’i kullanma sıklığım ve beni takip eden kullanıcı sayısı düşünüldüğünde oldukça iyi bir rakam. Magpie’nin güzel ve ilginç olan bir diğer özelliği ise, sizin adınızla yayınlanan reklamların, genel olarak Twitter’da bahsettiğiniz konularla ilgili olması.

Bu tarz bir reklam uygulaması bir çok insana rahatsız edici gelebilir. Hatta reklamaları görmek istemeyen birçok kullanıcı reklam gösteren kullanıcıları takip etmeme yoluna bile gidebilir. Fakat Twitter’da düzenli olarak içerik üretiyorsanız ve sizi takip eden kullanıcılar ürettiklerinize değer veriyorlarsa aralarda çıkacak reklamlar çok sık ve fazla olmamak şartıyla rahatsız edici olmayabilir. Reklamların ne sıklıkla yayınlanacağı konusunda Magpie’nin sitesinde bir açıklama yok.

Magpie ilginç ve deneysel bir servis, ama başarılı olur mu yada kullanıcılara kazandırdığı kaybettirdiğinden çok mu olur tahmin etmek zor.

EkleBunu Sosyal Paylam Butonu

Biraz önce Marketing Türkiye‘de Digiturk Hukuk Müşaviri Süleyman Talaş’ın Blogger.com’un erişiminin engellenmesi ile ilgili IP Magazin’e yaptığı açıklamanın haberini okudum.

Açıklama Marketing Türkiye’den alıntı yaptığım şekilde şöyle: (kaynak)

Google’ın Blog hizmetlerinin kapatılmış olmasından mutlu olmadıklarını ve söz konusu olaya neden teşkil edenin, yayın hakları Digiturk’e ait olan Turkcell Süper Lig ve Fortis Türkiye Kupası maçlarının izinsiz, illegal olarak yayınlanmasına önlem almak istemeleri olduğunu söyledi. “Digiturk’u para vererek seyreden abonelerimiz var ve birilerinin bu hakka hiç para ödemeden sahip olması ve hatta kamuya serbestçe dağıtması hukukun reddettiği bir durum” diyen Talaş, gerek sahip oldukları yayın hakkını gerekse abonelerinin haklarını korumaya yönelik bir harekette bulunduklarını belirtti. İnternet hukukunun Türkiye’de az gelişmiş olduğunu ve ihtisaslaşmış mahkemelerin bulunmadığını söyleyen Talaş, bunun sorumlusunun Digiturk olmadığının altını çizerek; “Böyle bir mekanizma yavaş işliyor diye haklarımızın alenen çiğnenmesini kabul etmemiz mümkün değil” dedi.

Erişimi engellenen site yöneticilerinin iletişim adreslerine söz konusu sitelerde yayın haklarının ihlal edildiğini ve maçların izinsiz ve canlı olarak yayınladıklarını bildirdiklerini söyleyen Talaş, geri dönüş alamadıkları için hukuki yola başvurduklarını belirtti. Korsan yayın yapan sitelerle kanuni çözüm yoluna gittiklerini yoksa blogların kapatılması ve iletişim özgürlüğünün engellenmesi gibi bir söylemlerinin olmadığını söyleyen Talaş, amaçlarının “iletişim özgürlüğüne ve etik yayıncılığa” çözüm bulmak için başvurulmuş bir aksiyon olarak özetledi.

Blog yetkilileriyle görüşmeye devam ettiklerini söyleyen Talaş, “Google’ın biz korsan yayın yapmak istiyoruz diyecek olmasını düşünmek istemiyorum. Biz kamuoyunda bu başvuru nedeniyle blog kapatmakla itham ediliyoruz ama öte taraftan Google’un bizim uzlaşma teklifimizi kabul etmeyerek korsan yayına devam edeceğiz demesi çok mu ahlaki? Ama biz böyle birşey olacağına inanmıyoruz ve Google ile ortak bir yol bulup bu korsan yayının devamının engellenmesini istiyoruz” dedi.

Hiçbirimiz zaten illegal uygulamaların internet üzerinde cezasız kalmasını kabul etmiyoruz. Burada tartışılan konu neden alt alan adları değil de tüm Blogger.com’e erişim engelleniyor. Bu sorunun cevabı genelde şu şekilde veriliyor: “Mahkemelerimiz ve yasalarımız yeterli değil.” Bazen bu cümleye bir de şu ekleniyor “Alt alan kapatmak için teknik yeterliliğimiz yok.”…

Şimdi çok açık biçimde ve son derece iyi niyetle merakımdan dolayı Digiturk’e soruyorum.

1. Açılan davada yasal olmayan içerik barındıran alt alan adlarına erişimin engellenmesi mi istendi, yoksa tüm Blogger.com ve Blogspot.com’a mı?

2. Google yetkilileri ile uzlaşmaya varılamayan bir görüşme oldu mu? Eğer olduysa Google gerçekten açıklamada belirtildiği gibi şöyle mi dedi: “Uzlaşma teklifinizi kabul etmiyoruz, korsan yayına devam edeceğiz” ? - Sanırım bu soruma Google tarafından da cevap verilebilir.

ve gerçekten cevabını en merak ettiğim soru:

3. Dava neden Diyarbakır’da açıldı? Neden İstanbul mahkemeleri tercih edilmedi?

Digiturk, Google ya da dava dilekçesini gören bilen diğer avukatlar bu sorularıma cevap verebilirlerse hem ben çok merak ettiğim sorularımın cevabını almış olacağım, hem de inanıyorum ki bulanık gözüken bazı noktalar açıklığa kavuşacak.

NOT: Bu yazının yorumlarında lütfen sadece yazıya değer katacak görüşler belirtiniz. Yeni bir tartışma yaratmak değil sadece en merak edilen soruların cevabını bulmak amacındayız.

EkleBunu Sosyal Paylam Butonu
Crenvo

© 2006-2008 Arda Kutsal
50 queries. 0.609 seconds.